Yüksek İslam Şura Başkanı Vedat Ahmet, "Müslümanların sahip olduğu hakları geri almak istiyorlar"
Bulgaristan Başmüftülüğü Yüksek İslam Şura Başkanı Vedat Ahmet, Başmüftülük kurumunun milliyetçi partilerin Parlamento'ya sunduğu ülkede Müslümanların dini özgürlüklerini kısıtlayan yasa tasarılarına karşı girişimleri ile ilgili Kırcaali Haber Gazetesi’ne önemli açıklamalarda bulundu.
Ahmet, şöyle
konuştu: "Bu belli bir süreç, çünkü
yılbaşından itibaren Bulgaristan'da böyle
bir süreç başlatıldı. Bu süreç de Bulgaristan'da Müslümanların kazanmış olduğu
hakların sınırlandırılması sürecidir. Bizler daha şubat ayından itibaren her zaman tepkimizi
koyduk. Bunu derken de Meclis'e giren her kanun tasarısıyla ilgili görüşümüzü,
pozisyonumuzu resmi kararlarla Meclis'e bildirdik. Ayrıca bu konuda farklı
siyasi partilerin temsilcileriyle, devlet yetkilileriyle, konuyla ilgili Meclis
komisyonlarıyla görüşmeler yaparak veya yapmaya çalışarak, tepkimizi ortaya
koyduk. Ayrıca bununla ilgili Yüksek İslam Şurası da toplanarak, deklarasyon
yayınladı. Bundan sonra sesimizin duyulmaması durumunda yapacağımız adımlarla
ilgili kararlar alındı. Bu kararların arasında da önce deklarasyon, ondan sonra
imza kampanyası, ondan sonra barışçıl protestolar düzenleme konuları var.
Ayrıca bir de işi tatlılıkla çözmenin yollarını arıyoruz. Yani siyasilerle
görüşerek bu işte parmağı olanlarla veya etkisi olabileceklerle görüşmek
suretiyle bunu yapmaya çalışıyoruz. Söz konusu dediğim gibi Bulgaristan'daki
Müslümanların özellikle Avrupa Birliği'ne girme sürecinde elde etmiş olduğu
haklar, ama sadece onlar
değil, son 25 yıl içerisinde büyük uğraşlar sonucunda elde edilmiş hakların
sınırlandırılması, hakların alınması söz konusu. Hatta öyle olaylar var ki
bunlar komünizm döneminde dahi olmayan bir takım kısıtlamalar ve sınırlamalar
getirmeye çalışıyorlar. Bununla ilgili şu anda 7-8 tane kanun tasarısı var.
Birisi başörtüsü ile ilgili. Her ne kadar topluma Burka Kanunu Tasarısı olarak
yansıtılsa da, başörtüsü kanunu bu. Onun dışında Ceza Kanunu ile ilgili bir
değişiklik teklifi var. Onun dışında Dinler Kanunu ile ilgili artık neredeyse
her gün aklına gelen bir kanun değişikliği teklifi sunuyor. Şu anda bildiğim
kadarıyla sadece Dinler Kanunu ile ilgili 6-7 tane değişiklik teklifi var. Bunların
hepsinin özeti: Şu anda Müslümanların sahip olduğu hakları geri almak.
Nedir bu haklar? Birincisi, dinimizi serbestçe yaşama ve yaşatma
hakkı. Bu evrensel insan hakları kanunlarında veya insan hakları mevzuatında
Bulgaristan Anayasası'nda da din özgürlüğü garanti altına alınmıştır.
Dolayısıyla bizler dinimizi istediğimiz şekilde tabii ki, Bulgaristan'ın
kanunlarına ve Bulgaristan toplumunu rahatsız etmeyecek, başkasının haklarına
zarar vermeyecek bir şekilde, yani demokratik bir ortamda biz dinimizi yaşama
ve yaşatmaya (öğretme de buna dahil) çalışıyoruz. Birincisi, bu konuda sınırlamalar getirilmeye
çalışılıyor. Tabii ki,
biliyorsunuz bununla ilgili daha onun zemini de oluşturuldu. İşte Pazarcık’ta (Tatar Pazarcık) bir dava yürütüldü.
Farklı yerlerde imamlarımıza, görevlilerimize baskınlar yapıldı. Buna benzer
şeyler, bir de tabii ki yıllarca komünist dönemin Başmüftüsünü de bu noktada
kullanıyorlar. Aman geliyorlar düşüncesini oluşturmak için medyaya çıkarak,
insanları korkutmaya, ürkütmeye
çalışıyorlar. Bunlar bir tarafa, bununla birlikte aynı zamanda şu ana kadar
hiçbir yerde görülmemiş olan radikal İslam tabirinden hareketle radikal İslam
düşüncesine sahip olanları cezalandırma, bunu suç durumuna getirme teşebbüsü
var. Hala radikal İslam'ın doğru dürüst bir tabirinin yapılmadığı bir zamanda
bunun suç olduğunu ortaya koymak ve bunu kanuna koymak çok garip, böyle ucube
bir durum ortaya koyuyor.
Aslında şunu da belirtmekte fayda var. Bu sınırlamalar
sadece görünürde tabii ki, belki büyük ölçüde Müslümanları sınırlandırıyor. Ama
Müslümanlar’dan
başka diğer dini toplulukların haklarını da sınırlandırıyor. Yahudilerin, hatta
Ortodoks Hıristiyanların da, Katoliklerin, Protestanların, hepsinin haklarını sınırlandırıyor. Mesela
örnek verecek olursak, Bulgaristan'daki dini topluluklar arasında yurt dışından
en az din görevlisi getiren Başmüftülüktür. Bizim Türkiye'den getirdiğimiz
görevliler, belki insanları biraz ürkütmeye çalışıyorlar bunları ön plana
sürerek, oysa bizim Türkiye'den getirdiğimiz din görevlileri ya imam vardır, ya
da üç tane öğretmen normalde getiriyoruz. Ama Yahudilerin başhahamı yurt
dışından. Katoliklerin çok sıkı Vatikan ile bağlantıları var. Bunlar biliniyor.
Ermenilerin şu andakini bilmiyorum, ama
bir iki sene önceki başpapazları, patrikleri Ermenistan'dandı. Aynı şekilde bir
taraftan da maddi kısıtlamalar getirilmeye çalışılıyor."
Vedat Ahmet, sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz tabii
ki, her şeyi yanlış görmüyoruz bu kanun tasarısında. Bazı şeylerin yoluna
oturtulması gerekiyor. Bulgaristan'da belli şeylere dikkat edilmesi ve
kanunların ihlal edilmemesi gerekiyor. Ama siz bir dini topluluğun yurt
dışından gelecek yardımlarını sınırlamaya çalışıyorsanız, ona Bulgaristan
içerisinde imkan vermeniz gerekiyor. Biz bağış istemiyoruz, kimseden sadaka da
istemiyoruz. Diyoruz ki, bizim vakıf mallarımız var, onlarla ilgili kanunları,
düzenlemeleri yapın, ondan sonra sınırlayın. Bizim devletten bize şu kadar
milyon para verin diye bir talebimiz yok. Bizim böyle bir lütfa ihtiyacımız
yok. Biz hakkımızı istiyoruz. Bu maddi açıdan, diğer taraftan din eğitimini
sınırlama noktasında bazı çalışmalar var. Bu da gerek Yüksek İslam
Enstitüsü'nün akreditasyonunun yapılmaması, gerekse oradan mezun olanların
diplomalarının bazı kurumların kabul etmemesi, din eğitimini sınırlama anlamına geliyor.
Çünkü sonuçta birileri bu din eğitimini, öğretimini yapması gerekiyor. Bunu kim
yapacak? Yüksek İslam Enstitüsü'nden mezun olanlar. O olmazsa, bunu Türkiye'de,
Suudi Arabistan'da, Ürdün'de mezun olanlar yapacak. Diğer bir sınırlama da son
günlerde gündeme gelen camilerde ibadetlerin Bulgarca yapılması. Bu da çok
saçma bir şey. Kesinlikle ve kesinlikle kanun olarak geçmeyecek bir şey. Geçse
bile uygulanmayacak bir şey. Dolayısıyla şu anda Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle
ilgili bir takım hazırlıkların yaptıklarını zannediyoruz. Geçse bile
uygulanmayacak. Çünkü bir kere bu kanun tasarısını sunanlar, ibadetin ne olduğunu bilmiyor. Neyin hangi
dilde yapıldığını bilmiyor. Ve kasıtları da zannımca ibadetlerden ziyade
camilerde dinin öğretilmesini yasaklamaya çalışıyorlar. Çünkü biz
Bulgaristan'daki Türkler dinimizi Türkçe öğrendik, Türkçe öğretiyoruz.
Dolayısıyla bundan sonra da Türkçe öğreneceğiz, yasaklansa da yine Türkçe
öğreneceğiz. Komünizm döneminde, belirli bir dönemde yasaklanmaya kalkıldı,
uygulanmadı bu. Bunu herkes biliyor. Bazıları ise gerek Sofya camisinde, hatta
bildiğim kadarıyla Kırcaali camisinde ve Şumnu camisinde belli dönemlerde
Bulgarca hutbe okumaya kalkanlar olmuş ve tepkiler de biliniyor. Dolayısıyla şu
anda da bu olmayacak bir şey. Son olarak da ezanları susturma. Ezanlar da
Allah'ın izniyle susmayacak. Biz bunun Sofya'da özellikle uzun zaman
mücadelesini verdik. Eğer ezanlar gerçekten birilerini rahatsız ediyorsa, bizi
de rahatsız eden şeyler var. Onları sınırlasınlar. Onları sınırladıktan sonra
gelsinler, ezanları da o zaman konuşuruz belki."
Resmiye MÜMÜN
8 Ağustos 2016, Kırcaali Haber Gazetesi Sitesi
24 Ağustos 2016, Kırcaali Haber Gazetesi
Коментари
Публикуване на коментар